#istanbul #Kadikoy #Bakirkoy #Beylikduzu #Nisantasi #Fatih #Mecidiyekoy #Sisli #Psikolojik #Danışmanlar,#Psikologlar,#Pedagoglar,#Psikiyatristler,#Aile #Evlilik #Çift #Terapisti,#Terapileri,#Çocuk #Psikoloğu,#Randevu #Telefonu 0533 373 81 23 ve 0544 7243650

YAŞAM KOÇLARI 

TELEFON: 0505 767 58 85

  • Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam36
Toplam Ziyaret268583
Üyelik Girişi
Yaşam Koçları
Aile Evlilik Çift Terapisti Fulya Güner 0533 373 81 23
OKB’nin Nedenleri..

Aile ve Çift Danışmanı Psikologataknşahin 05057675885
Anksiyete ve baş etmenin yolları

BARIŞ YILMAZ
- ANLAŞILMAK İSTEYEN KADIN NE YAPMALI –

Dr. Mehmet A. Eroğlu Yaşam-Eğitim Koçu 0544 7243650
İkigai

evlilik cinsel terapist nesrin örek 05057675885
Cinsel isteksizlik nasıl ele alınmalı ve tedavi edilmelir?

istanbuldanışmanlık ve koçluk merkezi psikologpedagog 05057675885
DEHB OLAN ÇOCUKLARIN ÖĞRETMENLERİNE VE VELİLERİNE ÖNERİLER

İSTANBUL YAŞAM KOÇU YÜKSEL KÖKSAL05354336620
BERTRAND RUSSELL’IN ‘MUTLU OLMA SANATI’ İSİMLİ KİTABINDAN ÇIKARILACAK 6 DERS

istanbul yaşam koçu 05321583555
KENDİNİ GERÇEKLEŞTİREN KEHANET

Kişisel gelişim testleri 05057675885
- Başkalarıyla Yaşayabilme Testi - Hz. İsa ile ilgili şöyle bir hikaye vardır: Hz. İsa ve havarile

MyLife Yaşam Koçları Merkezi 0544-7243650
Koçluk Nedir? Koçlar nasıl bir fark yaratır? İnsanlar hayatlarında kendi çabalarıyla değişiklik yapm

Nimet RAMOĞLU
FARKINDALIK NEDİR?

Psikolog Nagehan Erçakar
PSİKOLOG VE PSİKİYATRİST KİMDİR?

Psikolog Buse Yeğin
YEME BOZUKLUĞU NEDİR?

Psikolog Hulya Aydoğan 0532 158 35 55
NARSİSTİK KİŞİLİK BOZUKLUĞU

psikolog pedagog aile ve çift terapisi
Dr. Psk. Aile Evlilik Çift Danışmanı Ekrem ÇULFA hakkında yazılan yorum, tavsiye, öneri ve faydalar

Psikolojik Danışman FURKAN ÇULFA 05057675885
Psikolojik Danışmanın Sorunları Paylaşmada Arkadaştan Farkı

Sinem SAYIŞMAN PSK.DANIŞMAN0533 373 81 23
Çocuklara Uygulanan Psikolojik Testler ve Uygulanma Amacı

Sosyolog Merve Ege tel 0505 767 5885
İntihar

Uzman Klinik Psikolog Şakir ERNAS
Kendi Varlığını Duyurma Haykırışı: Saldırganlık ve Kızgınlık

Uzman Klinik Psikolog Büşra GÜNEŞ
ERTELEMECİLİK DAVRANIŞI İLE BAŞA ÇIKMA YOLLARI

Uzman Klinik Psikolog Osman İlhan
Psikoterapide insani ilişkinin kurulması

Uzman Klinik Psikolog Pegadag Gülten Demirdöven
BOŞANMALAR ÇOCUKLARI NASIL ETKİLİYOR?

Uzman Psikolog Gülşah Babaoğlu
Profesyonel yardım alanların ve bu desteği veren Çocuk Ergen Psikologu, Çocuk Ergen Pedagogu 3

Uzman Psikolog Hakan Özbayis-0532 496 09 66
Hamilelik Mükemmeldir

Yasam Koçu Öğrenci Koçu SİNAN SEYFİ YETKİNER
İSTİFÇİLİK BOZUKLUĞU

Yaşam Koçları istanbul psikoterapi merkezi 0533-3738123
5 Yaş Çocuğu

Yaşam Koçu Ayşim Çulfa 05333738123
UZUN İLİŞKİLERİN SIRLARI NELERDİR ?

Yaşam Koçu Psikolojik Danışman Psikoterapi 0533-3738123
Yaşam Koçu Kimdir? Psikolog Kimdir? Pedagog Kimdir? Terapist Kimdir? Psikiyatrist Kimdir?

Yaşam Koçu Randevu 0544-7243650
Koçluğa İhtiyacım Var mı? Aşağıdaki 25 soruyu evet veya hayır şeklinde cevaplayınız. Evet cevapların

YAŞAMVEAİLEKOÇUDİLRUBAGÜNDÜZ 05301642034
BEN DEĞİL BİZ OLABİLMEK

yaşam ve finans koçu
Yaşam Koçu Kimdir?

Uzman Klinik Psikolog Pedagog Gülten Demirdöven 0505 767 58 85
Zaman zaman bedenimizin klima sistemi bozulabiliyor değil mi?

istanbul Acibadem Kadikoy Eğitim Koçları 0216-3476003
Çocuklara Matematiği,Geometriyi Sevdirme Yolları

istanbul Üsküdar Öğrenci Koçları 0544-7243650
Öğrenci Koçlarımızın Öğrencilere Katkıları

Yaşam Koçu,İlişki Koçu Göksel Eren
HAYAT SİZİ DEĞİL,SİZ HAYATI YÖNETİN

Yard.Doç.Dr. Muhsin Yılmazçoban
GERÇEK AŞK NEDİR?

Aile Evlilik Çocuk Psikologlar Pedagoglar 0533-3738123
Ne Zaman ve Hangi Durumlarda Psikoterapist'e Gidilir?

Çocuk Ergen Psikoloğu 0544-7243650 Aile,Öğrenci,Yaşam ve Eğitim Koçu
KARDEŞ KISKANÇLIĞI

Profesyonel Koç Yeşim Ayhan Kuzu
Bilinçaltınızı Theta Healing tekniği ile programlamaya ne dersiniz?

Psikolojik Destek Randevu Psikolojik Danışman 0533-3738123
Stres Nedir? Trafikte Stres Nedir? Nasıl Başa Çıkılır?

Psikolog Esra Gökcen
Sınav kaygısı nasıl yatıştırılır?

Yaşam Koçları 0533-3738123
Yaşam Koçları Ne İş Yapar ve Yaşam Koçluğu Nedir?

Site Menüsü
Özel Ders Veren Öğretmenler,02163476003

Hava Durumu
Anlık
Yarın
29° 31° 24°
Uzman Klinik Psikolog Gülten Demirdöven, 05447243650
Öğrenci Koçu ve Eğitim Koçlarıyla Tanışın 0544-7243650

Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.78635.8095
Euro6.58896.6153
Site Haritası
Takvim
Cinsel Terapistler,0533-3738123

Saat

istanbul My Life Koçluk Merkezi 0533 373 81 23
Başarı Antrenörü Başar Kansay
İstanbul'un 39 ilçesindeki Başarı Antrenörü Psikologlar Pedagoglar Yaşam Koçları hakkında öğrenmek istediğinzi her şey burada: Ataşehir, Avcılar, Bağcılar, Bahçelievler, Bakırköy, Başakşehir, Bayrampaşa, Beşiktaş, Beylikdüzü, Beyoğlu, Büyükçekmece, Beykoz, Çatalca, Çekmeköy, Esenler, Esenyurt, Eyüp, Fatih, Gaziosmanpaşa, Güngören, Kadıköy, Kağıthane, Kartal, Küçükçekmece, Maltepe, Pendik, Sancaktepe, Sarıyer, Silivri, Sultanbeyli, Sultangazi, Şile, Şişli, Tuzla, Ümraniye, Üsküdar, Zeytinburnu,Adalar, Arnavutköy 0533 373 81 23
Yard.Doç.Dr. Muhsin Yılmazçoban
muhsinyilmazcoban@gmail.com
AİLE KURUMU VE TÜRK AİLESİNDE BÜTÜNLÜKÇÜ YAPI
11/07/2011

AİLE KURUMU VE TÜRK AİLESİNDE BÜTÜNLÜKÇÜ YAPI

-Yayın: Türk Dünyası Araştırmaları Dergisi Amiran Kurtkan Özel Sayısı-

ÖZET

Toplumsal kurum olarak farklı aile tanımlarından hareketle, aile tipolojileri ele alınmıştır. Analiz sonucunda Türk ailesinin işlevsel bakımdan,  Batılı ailenin özgürlükçü/ bireyci özelliğinden daha çok; Bütünlükçü/ bütünleşmiş özelliği ortaya çıkmaktadır. Türk ailesi üyeleri arasında güçlü bağlılık ve karşılıklı bağımlılık niteliğiyle Batı ailesi örgüsünden kesin bir şekilde ayrılmaktadır.  

Aile Kurumu

Aile kurumu ve buna bağlı yapılan tipleştirme girişimleri, kültür-zihniyet yapısına ve zamana göre değişmektedir. Ailenin tanımı, yapısı ve sonucunda oluşturulan tipleştirme çalışmaları çekirdek, geçiş ve geniş aile sınıflamasıyla anlaşılmaya çalışılmaktadır.

Günümüzdeki Türk ailesi, batı bilimsel literatürünün etkisiyle, hanelerin yerleşim özelliklerine göre tipleştirilerek genellikle, “çekirdek aile”lerden oluştuğu kabul edilmektedir. Ancak, işlevsel bakımdan yapılacak bir değerlendirmede, modernizmin etkisine rağmen geleneksel yapı azalsa da ailenin, bütünleşmeci/ bütünlükçü yapısının sürmekte olduğu görülmektedir.

Türk ailesinin işlevsel durumu incelenirken, bilimsel literatürün aile tanımlamalarından hareketle, sosyolojik tipleştirmeler yeniden ele alınmalı ve işlevsel bakımdan analiz edilerek değerlendirilmelidir.       

Toplumların coğrafya-mekan-çevre vb. farklılıklarına rağmen, benzer etkinliklere yönelmeleri, tamamen insana has olan evrensel ortak bir dile ve davranış şekline sahip oluşlarıyla ilgilidir. Dünyanın her yerinde açlık, korunma, güven içinde olma, sevgi, gibi temel ihtiyaçlar ile sanat-estetik gibi kendini üst düzeyde gerçekleştirme ihtiyacı içindeki insan, bunları farklıda olsa, ortak tepkiler halinde ortaya koymaktadır. Toplumda beraberlik ve etkileşimlerin de, insana özgü yasal zemin ve biçimlerde sürdürülmesi coğrafi ve tarihi konumlar ne olursa olsun, ortak insani yönelişlerin ürünüdür.

 

 

Aile kurma, insan toplumlarının en önemli karakteristiğidir. Aile toplumdaki diğer sosyal gruplara nazaran daima hem nitelik, hem de nicelik yönünden üstünlük arz eder. Toplumdaki hiçbir sosyal grubun sayısı, aile sayısı derecesinde kabarık olamaz. Hiçbir sosyal topluluğun fertleri arasındaki teke tek ilişkiler, aile üyeleri derecesinde sıkı olamaz (İbrahimi, 1998: 42). Aile, insanlığın ilk ortaya çıkışından bu yana bu tür farklı özellikleri ile yeri, diğer etkileşim örgüleriyle doldurulamayan özgün bir kurum olagelmiştir.

Aile hakkında yapılmış çeşitli tanımlar, ailede önem verilen yönün öne çıkarılarak, onun değişik yanlarını ortaya koyan açıklama farklılıklarından doğmuştur. Örnek olarak verilen tanımlardan her biri aileyi, sosyal hayatın ana şekillerinden biri olarak kabul etmekle beraber, onu sosyal bir grup, sosyal bir birlik, sosyal bir örgüt, bir topluluk, sosyal bir kurum ve hatta sosyal bir yapı şekli olarak, ayrı kalıplar içinde değerlendirmektedir (Gökçe, 1990: 205).

Önceden beri yapılmış klasik tanımlar gözden geçirilerek, genel bir değerlendirme yapılacak olursa, kişilere göre belli başlı tanımlamalar ve bakış tarzları, ortaya çıkacaktır.

Le Play’e göre en kısa tarifiyle aile; Toplumdaki sosyal kurumların en basitidir.

Maclver ve Page’e göre aile; Cinselliğe dayalı, çocuk sahibi olma ve bu çocukları yetiştirme özellikleri olan bir gruptur.

Summer ve Keller’e göre aile; En az iki neslin bir arada bulunduğu, kan bağıyla karakterize edilen küçük bir sosyal örgüttür.

Westooffa göre aile; Evlilik, üreme, hareketlilik, çözülme ve ölümleri barındıran, örgütlenmiş bir toplumsal gruptur (Hancıoğlu, 1985: 10).

Wallerstein’e göre aile; Aynı çatı altında oturan ve akrabalık bağlarıyla birbirine bağlı olan, bir tüketim ve bir üreme birimidir (Kandiyoti, 1997, 27).

İbrahimi, Davud, (1998), Evlilik Kurumu ve Aileye Yönelik Psiko-Sosyal                Hizmetler, Yayınlanmamış Doktora Tezi, İ.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul.

Gökçe, Birsen, (1990), Aile ve Aile Tipleri Üzerine Bir İnceleme”, Aile Yazıları IV, Ankara.

Hancıoğlu, A., (1985), 1978’de Türkiye’de Aile Biçimleri ve Aile Büyüklüğü,        Yayınlanmamış Doktora Tezi, H.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara.

Kandiyoti, Deniz, (1997), Cariyeler Bacılar Yurttaşlar Kimlikler ve Toplumsal Dönüşümler, Metis Kadın Araştırmaları, İstanbul.

Şahinkaya’ya göre aile; Evlenme kan veya evlatlık edinme bağlarıyla birbirine bağlanmış, aynı evde yaşayan, aynı geliri paylaşan, oynadıkları çeşitli roller çerçevesinde (kan-koca, ana-baba, evlat-kardeş) birbirlerine etki yapan, kendilerine özgü bir görgüyü oluşturup kuşaktan kuşağa sürdüren insanların topluluğudur (Şahinkaya, 1979: 18).

Erkal, aileyi, işlevlerinin ön plana çıkartıldığı bir tanımlama ile, “nüfusu yenileme, milli kültürü taşıma, çocukları sosyalleştirip geliştirme, ekonomik, biyolojik ve psikolojik tatmin fonksiyonlarının yerine getirildiği bir kurum olarak tanımlamaktadır (Erkal, 1995: 76).

Yukarıdaki tanımlardan da görüleceği gibi, aile konusunda ortak bir tanım oluşturmanın çeşitli güçlükleri vardır. En önemli güçlük ise, ailenin değişik işlevlere sahip olduğu gerçeğinden, kaynaklanmaktadır (İbrahimi, 1998: 47). Ailenin işlevi ise, değişen zamana, ihtiyaç olarak görülenlere, kültürlere ve onu değerlendiren kişilerin zihniyet yapısına göre biçimlenebilmektedir.

Birleşmiş milletlerin özellikle sayım ve araştırmalarda kullanılmak üzere önerdiği aile tanımı şöyledir (Sencer, 1983: 358): Aile; Kan, yasa ve evlilik yoluyla birbirlerine belirli derecelerde akrabalıkları bulunan, hane halkı üyelerinden meydana gelir. Ailenin sınırlarını tespite yönelik olarak kullanılan akrabalık dereceleri, verilerin kullanımına bağımlıdır ve bu nedenle bütün toplumlar için farklı özellikler gösterebilir.

Aile, üzerinde sosyologların ittifak ettiği gibi, toplumun birinci temel kurumudur. Doğu yada Batı, geleneksel yada modern hangi kültürel, sosyal ve normatif değerlere tabi olursa olsun önemli olan; Ailenin içinde bulunduğu toplumun,  kendine özgü kimliğinin olmasıdır. Ailenin o toplumda aldığı biçim, toplumsal yapının ürünüdür.

Türk Ailesi

Diğer taraftan aile tipolojileri, farklı ölçüler kullanılarak sınıflandırılmışlardır. Evlilik şekli, otorite şekli, ev halkı nüfusu, ikametgah yerine, eşlerin durumuna, ekonomik ve sosyal

 

Şahinkaya, R., (1979), Psiko-sosyal Yönleriyle Aile, Kardeş Yayınevi, Ankara.

Erkal, M., (1995), Sosyoloji (Toplumbilimi), Der Yayınları, İstanbul.

İbrahimi, (1998), a.g.e.

Sencer, Y., (1983), Türkiye'de Kentleşme, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara.

 

ilişkiler yönünden bağımlılığına yada bağımsızlığına göre, genel olarak da evrimci bir anlayışla ele alınarak  yapılmıştır (Çimen, 2003: 70).

Özalp, otorite şekli ve ailenin büyüklüğünü dikkate alarak aileyi, ana ailesi (anaerkil), baba ailesi (ataerkil), büyük aile (geniş aile), küçük aile (çekirdek aile), ayrıca coğrafi bölgeye göre, köy (kırsal kesim), gecekondu ve şehir ailesi olmak üzere yedi gruba ayırmıştır (Çimen, 2003: 70).

Gökçe aile tiplerini hane halkı ve otorite ölçütüne göre iki grupta inceler. Hane halkı ölçütüne göre aileleri, büyük aile-küçük aile, otorite ölçütüne göre ise, ana ailesi-baba ailesi olarak gruplandırmakta, aile tiplerinden büyük aile içinde gruplandırdığı kök, birleşik ve geleneksel geniş ailenin kırsal kesimde ortaya çıktığını, küçük aile içinde gruplandırdığı çekirdek parçalanmış ve tamamlanmamış ailenin ise, kentsel olduğunu, geçiş ailesinin de kasaba ve gecekondu bölgelerinde görüldüğünü söylemektedir (Gökçe, 1990).

Hızlı yaşanan şehirleşme ve göç nedeniyle büyük aileden küçük aile arasında ara model olarak, geçiş ailesinden söz edilir. Türkiye’de aile tipleştirmelerinde kasaba ve  gecekondu ailesi, geçiş ailesi olarak belirtilmektedir.

Kandiyotti Türkiye’deki aile tipinin, Kongar, Kıray ve Timur’un çalışmalarını örnek göstererek, geniş aileden çekirdek aileye doğru bir değişim gösterdiğini belirtmektedir. O’na göre bunda en önemli unsur sanayileşmenin etkisidir (Kandiyotti, 1997: 24).

Erkal ise aileyi yaşanılan yer ve sosyo-kültürel yapıyı dikkate alarak çekirdek aile, destekli çekirdek aile, geleneksel geniş aile, geçici aile ve çözülen aile olarak sınıflamaktadır (Erkal, 1995: 81)

Türkiye’de köye yönelik yapılan ilk çalışmada geniş aile- cemaat ailesi, eşler, çocuklar ve akrabalardan oluşmaktadır. Çekirdek aile, eş ve çocuklardan meydana gelmekte, birleşik aile

 

Çimen, Latife, (2003), Türk Ailesinde Karar Mekanizmaları ve Kadının Rolü, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Sakarya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Adapazarı.

Çimen, (2003), a.g.e.                                                         

Gökçe, (1990), a.g.e.

Kandiyoti, (1997), a.g.e.

Erkal, (1995), a.g.e. 

ise, geniş aileden kapsamlı bir yapıda olup, eşler, evli ve bekar çocuklardan meydana gelen çok daha geniş bir aileyi oluşturmaktadır. DPT’nin Türk aile yapısı araştırmasına göre, kırsal bölgelerde geleneksel geniş aile büyüklüğü 5.39 iken kentlerde 4.27’dir (Atalay, 1992: 48).

Altuntek doğudaki çekirdek aile yapısının batı illerinden çok farklı olmadığını yaptığı araştırmada göstermiştir. Van’da çekirdek ailenin yaygın olduğunu tespit etmiştir. Buna göre, yöredeki ailelerin % 55’i çekirdek, % 15’i geniş aile, %30 ise geçici geniş ailelerden oluşmaktadır (Altuntek, 1993: 51).

Çimen’in belirttiğine göre, geniş bir araştırma sonucunda Türkiye’de son çeyrek asırda çekirdek ailenin, diğer aile tipleri arasında önemli bir artış göstermesi dikkat çekicidir. Çekirdek aile oranı 1968’de % 60 iken, 1988’de % 6 yükselmiştir. Batıda çekirdek ailelerin oranı yirmi yılda beşte bir oranında artarak % 60’dan % 73’e yükselmiştir. Kuzeyde bu oran %13 artarak %53’e yükselmiştir. Kentsel alanlarda bu oran % 10’luk artışla % 73’e çıkmıştır. Kırsal alanda ise %55.4den %58’e çıkmıştır (Çimen, 2003: 73).

Türkiye genelinde ortalama hane halkı büyüklüğü 1968-93 yılları arasında 5,5’den, 4,5’e düşmüştür. Doğuda 1968-1988 yılları arasında 62 olan oran değişmemiştir. Bu bölgede bir yandan geniş aile tipinin yaygınlığı, diğer yandan da doğurganlık oranının yüksekliği belirleyicidir. Ağrı, Muş, Bingöl gibi illerde hane halkı büyüklüğü 8’dir. Aynı dönemlerde Güney Anadolu’da %15’lik azalma görülürken, Batı Anadolu’da hane başına, 4,7’den 4’e, Orta Anadolu’da ise, 5,5’den 4,6’ya inmiştir. Marmara ve Ege illerinin çoğunda hane başına düşen sayı, 3-4 arasındadır. Ortalama ,hane halkı büyüklüğü Doğu’dan Batı’ya gittikçe azalmaktadır

Kağıtçıbaşı ve Berriy (1989) aile yapısının aslında kültüre özgü olduğunu ileri sürmüştür. Yaptıkları araştırmada, farklı kültürlerde insan ilişki biçimlerini inceleyerek, batılı olmayan kültürlerin büyük bölümünde insan ilişki biçimlerinde, “bağlılık kültürünün” hakim unsur olduğunu, saptamışlardır.

 

Atalay, B., Konta, Y., Beyazıt, S., Madencioğlu, K, (1992), Türk aile yapısı araştırması,    

Devlet Planlama Teşkilatı No: DPT 2313 SPGM., Ankara.

 

Altuntek, N. S., (1993), Van Yöresinde Akraba Evliliği, Kültür Bakanlığı Yayınları.

Çimen, (2003), a.g.e.

 

Kağıtçıbaşı 1982 ve 1984 yıllarında gerçekleştirdiği, birçok ülkeyi kapsayan araştırmasında, ülkemizde aile kültürü birbirlerine karşı “bağımlılık ve bağlılığı” başat unsur olarak görmektedir.

Kağıtçıbaşının bir başka araştırmasında geleneksel kültürlerde, çocuk sahibi olmanın yaşlılıkta güvence olarak görüldüğünü, anne babaların çocukları büyüdüğünde, onların kendilerine yakın ve vefakar olmalarını istedikleri, görülmektedir (Kağıtçıbaşı, 1990: 26).

Türkiye de görülmekte olan ebeveyn çocuk arasındaki karşılıklı bağlılık ve bağımlılık durumunun altında yatan başka bir neden, kültürel yapıdan kaynaklanan dayanışma ve fedakarlık normları ile ahlaki değerlerin, yüksek düzeyde işlerliğini devam ettirmesinden kaynaklanmaktadır, denilebilir. Fakat bir taraftan da Mashlowun ihtiyaçlar hiyerarşisin de belirttiği temel ihtiyaçlardan evrensel olan “güvende olma” güdüsü de, bunda etkili olmaktadır.

Ailenin İşlevi

Aile Nüfusu yenileme, milli kültürü taşıma , çocukların (yeni kuşağın) sosyalleştiği, ferdi yalnızlaştırmama, ekonomik, biyolojik, ve psikolojik tatmin fonksiyonlarının yerine getirildiği (Erkal, 1995: 92) (sosyo-kültürel, dini ve ekonomik vb. unsurların belirleyiciliğiyle oluşan ) sosyal bir müessesedir”.

Ailenin ilk kuruluşundan beri süreklilik kazanmış, fakat yaşanılan kültür ve toplum yapısına göre değişen başlıca evrensel ve temel işlevleri, yukarıdaki tariften anlaşılacağı üzere, temel özellikler göstermektedir.

Ailenin yukarıdaki işlevlerine ilave olarak Erkal, “insanı sosyal varlığı itibariyle gerginliklerden koruma ile üyelerinin bütün olarak ekonomik faaliyetlere katılması ve kültür nakli” şeklinde, iki işlevinden daha bahseder (Erkal, 1995: 57). 

Ogburn ailenin yedi işlevi üzerinde, durmuştur. Bunlar, insan neslini üretmek, ekonomik ihtiyaçları karşılamak, statü sağla­mak, çocukların eğitimini planlamak, din eğitimi vermek,

    

Kağıtçıbaşı, Çiğdem (1990), İnsan-Aile-Kültür, Remzi Kitabevi, İstanbul.

Erkal, (1995), a.g.e.

Erkal, (1995), a.g.e.

 

boş zaman faaliyet­lerini gerçekleştirmek, aile üyelerinin birbirini koruması, karşılıklı sevgi orta­mı yaratmak ve cinsel doyum sağlamak gibi işlevlerdir. Ackerman ise, tüm işlevleri; "biyolojik", "sosyal", "psikolojik" ve "ekonomik" olmak üzere dört genel başlık altında toplamıştır (Özgüven, 2000: 20).

Eröz, ailenin evrensel bir müessese olduğunu belirtirken, sosyal bir kurum olarak ailenin bütün toplumlarda vazgeçilmezliğine de işaret etmektedir. Bu ortak işlevleri de aşağıdaki şekilde açıklamaktadır:

1. İnsan neslinin devamının sağlanarak, bireylerin cinsel beklentilerinin karşılanması.

2. Tabii ve sosyal tehlikelere karşı insanların korunmasının gerçekleştirilmesi.

3. İnsan yavrusunu beslenme, güvenlik ve diğer ihtiyaçlarını tek başına karşılamayacak bir yapıda doğması ve bunları karşılamak için diğer canlılardan çok daha uzun süre başkasına bağımlı kalması.

4. Ailenin, insan kişiliğinin ve psikolojik yapısının teşekkülüne, sosyalleşmesine, sevgiyi ve tatmini yaşayarak tanımasına imkan veren bir ortam teşkil etmesi (Eröz, 1977: 56).

Eröz, bütün toplumlarda görülebilen ortak vazgeçilmez işlevleri, 4 madde üzerinde toplamıştır. Ailenin toplumdan topluma değişen kültürel yapıları da, işlevlerin milli bir kimlik kazanmasını sağlamaktadır.

Aile içinde karşılıklı sevgi, saygı, dayanışma, bağlılık ve işbölümü esastır (Erkal, 1995: 93). Ailenin boyutları ve içeriği değişmekle birlikte ilk insandan bu yana evrenselliğini ve toplumun temel birimi olma özelliğini korumuştur. Ailenin ortak evrensel işlevleri olmasına karşılık,  içinde bulunduğu toplumun zihniyet, kültür ve sosyal yapısına göre farklılık gösterir.

Belirli işlevleri karşılarken fertlerin aile müessesesine kavuşmaları, farklı toplumlarda, hatta aynı toplum içinde farklı yörelerde geçerli olan örf ve adetlere göre gerçekleşir. Bu bakımdan, insanların evlenme ile aileye kavuşmaları “sosyal bir olay”dır. Çünkü, bu olay belirli ve sosyal kabul görmüş kurallara göre, yerine getirilmektedir (Erkal, 1995: 57). 

Özgüven, (2000), İ.Ethem, Evlilik ve Aile Terapisi, PDREM Yayınları, Ankara.

Eröz, Mehmet, (1977),   Türk Kültürü Araştırmaları, Kutluğ Yayınları, İstanbul.

Erkal, (1995), a.g.e.

Erkal, (1995), a.g.e.

Kapsamı yaşanılan topluma ve zamana göre değişse de yapısının gereği işlevlerini devam ettirmektedir. Halbuki Batı kaynaklı zihniyet, düşünür ve devlet erkini elinde tutan bazı yönetici elit, ailenin sonunun geldiğini ve zaten üreme dışında temel bir işlevinin de olamayacağını savunmuş, hatta Rusya ve Çin örneklerinde, komün çiftlikleri ile özgür çiftleşmelerin yapıldığı uygulamalar denenmiştir.

Marksist zihniyetin aileyi reddetmeleri, temelde mülkiyet duygusuna karşı oluşlarıyla çelişkiye düşmemek kaygısından da, beslenmiş olabilir. Sovyetler Birliğinde 1917 ile 1928 arasında aile yok sayılmaya çalışılmış fakat toplumsal yapı buna 1936 da son verirken 1944 yılında tekrar aileye yöneliş resmiyet kazanmıştır. Sovyet devrimi tarafından alınan karara ve yönlendirmeye rağmen aileler eski ahlaki sistemi muhafaza ederek yaşatmışlardır (Zimmerman, 1964: 68). Kısacası bunun gibi yaşanan bazı denemeler, ideolojik birer fantezi olarak tarihteki yerlerini almışlardır.

Sosyalizasyon sürecinde en etkin kurum olarak aile, çocuğun kişiliğini oluşturan, tutum ve davranışlarına yön veren ve onu destekleyen bir kurumdur. Çocuk, değerleri, duyguları ve statü beklentilerini ailenin her üyesiyle olan ilişkileri aracılığıyla öğrenmektedir. Aile, iç içe ilişkilerin en sık ve kuvvetli olduğu bir kurumdur. Bu sebeple, ferdin tutum ve arzularının meydana gelmesinde birincil etkileşimi temin etmesi bakımından ayrı bir öneme sahiptir (Tezcan, 1984: 122).

Öne çıkan ortak unsurlardan yola çıkarak, işlevselliğini dikkate alarak, ittifak edilen bir tarif yapılacak olursa aile; Üyelerinin aralarında informel ve samimi ilişkilerin bulunduğu, nüfusu yenileyen,  sosyalizasyon süreciyle bireyin sosyalleştiği, ekonomik, psikolojik ve biyolojik ihtiyaçlarını sağlayarak, tatmin duygusunu yaşatan ve milli kültürün taşıyıcısı en temel toplumsal kurumdur” (Yılmazçoban, 2008: 38). Cemiyetin küçük bir modeli olan aile, üyelerinin içten ilişkiler kurup toplumsal alan içinde kendini rahat ve özgür hissettiği özel bir alandır.

 

Zımmerman, C.C., (1964), Yeni Sosyoloji Dersleri, Çev., A. Kurtkan, İstanbul.

Tezcan, M., (1984), Sosyal ve Kültürel Değişme, A.Ü. Eğitim Fakültesi No:129, Ankara.

Yılmazçoban, A.Muhsin, (2008), Flört ve Görücü Usulü Evliliklerde Psikososyal Özelliklerin Etkisi, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Sakarya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Sakarya.

 

Aile durgun değil, daima hareket içindedir. Çağlar boyunca gelişmelere ve değişmelere uğramış bir kurumdur. Bu gelişme ve değişmeleri meydana getiren toplumsal-ekonomik düzen ve bir tam olarak, toplumsal ilişkilerin bir sonucudur (Ozankaya, 1987: 215). Zaten bu yüzden devamlı olarak değişim kabiliyeti taşımaktadır.

Türkiye de endüstrileşme, tarımın destelenmemesi ve ekilebilir toprakların sınırlılığı, tarımın makineleşmesi, kır bölgelerinin yüksek nüfus artışı, ulaştırma ve iletişimdeki hızlılık  gibi değişme nedenleri, göçün hızlı artışına sebep olmakta bu da düzensiz şehirleşme olgusunu ortaya çıkarmaktadır. Bunun sonucu ise düzensiz ve daralan çekirdek aile yapısının artarak, adeta tek aile yapısı haline gelmesidir.

Geleneksel işlevlerin azalmasına rağmen, Türk ailesi geniş aileden kalma yaşlı ana ve baba, 18 yaşını geçen kız ve erkek çocuklar ile yardımlaşma ve dayanışma içinde bulunmaya devam etmektedir. Ayrıca önemli bir olgusal durum olarak, ailelerdeki eşlerin üçte birinin daha önceki kan akrabalığına bağlı olanlardan seçilmesi de, bu yapının devam etmesini sağlamaktadır (Erkal, 1995: 98).

Aile Tipleştirmeleri

Aile tipleştirmesinde temel ölçü olarak, iki grupta ele alınan değerlendirme ve sınıflandırmalar görülür. Tipleştirmeler, toplumsal olanı farklı özellikleri ile birbirinden ayrılan yapılarıyla, daha açık anlaşılmasını sağlayan genellemelere ulaştırır. Zihni kategorilerde oluşan genellemelerin kolaylaştırıcılığı yanında, daha farklı özellikleri de ana kategorileştirmeler içinde feda edilmesi gibi, mahzurları da bulunmaktadır. Mahzurlarına rağmen tipleştirme ve sınıflamalar yaygın şekilde kullanılabilmektedir.

Otoritenin ölçü alındığı gruplandırmada, ana otoritesinin hakim olduğu tip, ana ailesi; baba otoritesinin hakim olduğu tip ise, baba ailesidir. Ayrıca baba ailesi pederi, zadruga ve ataerkil aile olarak üç değişik model altında incelenmektedir. Tipleştirmede temel ölçü otoritedir. Bunun yanında oturulan yer, akrabalık ve mülkiyet ilişkileri de sınıflandırmada dikkate alınan unsurlardır.

 

Ozankaya, Özer, (1987). Toplumbilim, Tekin Yayınevi, İstanbul.

Erkal, (1995), a.g.e.

 

Hane halkı fert sayısının ölçü alındığı sınıflama, iki ana gruba ayrılmaktadır. Aralarında  kan bağı bulunan çok sayıda küçük yada çekirdek ailenin birlikte yaşadığı aileye büyük aile; karı koca ve evli olmayan çocuklardan meydana gelen aileye ise küçük aile denir.

Büyük ailenin değişik kültürlerde kök ve birleşik aile olarak iki şekli vardır.Büyük ailede akrabalık bağları kuvvetli olup geleneksel yapısını muhafaza etmektedir.

Küçük aile ise gelişmiş toplumlarda ve büyük şehirlere gidildikçe görülen bir ailedir. Literatürde yaygın olarak, şehir yada modern aile olarak da adlandırılarak kullanılmaktadır (Gökçe, 1990: 220). 

En fazla kullanılan tipleştirme, çekirdek, geniş ve geçiş ailesi sınıflamasıdır. Çekirdek aile, şehirleşme ve sanayileşme ile birlikte, hızlı toplumsal değişme sonucu oluşmuştur. İdealize edilen şehir toplumu ailesi, çekirdek ailedir. Geleneksel bağları güçlü olan büyük aile ise, geniş ailedir. Şehir ile kırsal arasında kalan değişim sürecindeki gecekondu ve kasaba ailesi geçiş ailesi olarak kavramlaştırılmıştır.

Toplum yapılarının işlevsel özelliğine göre yapılabilecek ayrımlaştırmada ise, geleneksel Türk ailesi, bütünleşmeci yada bütünlükçü aile; modern batı toplumu ailesi de özgürlükçü aile yada özgürleştirici bireyci aile olarak, ayrımlaştırılabilir.

Geniş Aile:

Geleneksel aile tipi olan “geniş aile” ana-baba ve evli çocukların, akrabaların ve onların eş ve çocuklarının birlikte yaşadıkları bir ailedir (Ozankaya, 1995). Geniş aile birkaç kuşağın bir arada yaşadığı, yakın ilişkiler yürüttüğü aile bireyleri arasında cinsiyete, yaşa, statüye ve erkeğin soy çizgisine göre düzenlenmiş sıralı bir ilişki düzeni, yapı ve işleyişi vardır. Herkes bu düzene uyarak işbirliği ve bütünlük içinde yaşar.

Var oluşunun kökeninde toprağa bağlılık, aileye yetecek kadar üretim sağlamayı amaçlayan ekonomik düzen, aile bütünlüğünü bozmama çabasıyla belirginleşmiş olan davranış kalıpları vardır.

 

Gökçe, (1990), a.g.e.

Ozankaya, Özer, (1995), Toplumbilim Terimleri Sözlüğü, Cem Yayınevi,. İstanbul

 

Aile üyelerinin toplumsal hayatla ilgili görev ve sorumlulukları tümüne dağıtılmış olduğundan, bireysel sorumlulukları azalmakta, aile içi kurallara uyma yönünden ise sorumlulukları artmakta ve ferdin davranış özgürlüğü tek başına bir şey ifade etmemektedir (Gül, 2004: 15).

Yaygın kanaatin aksine Türkiye de geniş aile çok yaygın değildir. Fakat ülkede çekirdek aile yaygın vaziyette olsa da kültür ve norm yapısı gereği toplumsal yapıda geniş aile işlevi yönüyle devam etmekte bu ise, yardımlaşmacı ve dayanışmacılık ilkelerinin  ilişkileri belirleyen ana öğeler olmasıyla ortaya çıkmaktadır.

Çekirdek Aile:

Ozankaya, toplumbilim terimleri sözlüğünde çekirdek aileyi, “karı-koca ve evlenmemiş çocuklardan kurulu olan sanayileşmiş ve kentleşmiş (şehirleşmiş) toplumlarda oluşan aile biçimi” (Ozankaya, 1995) olarak tarif eder. Bu durum,  küçülerek adeta  küçük bir hücre birimi haline gelmiş ailenin, sadece endüstri ürünleri ve tüketim ekonomisi müşterisi olarak görülen üç üyesi ile, ne kadar işlevsizleştirildiğinin göstergesidir.

Toplumumuzda dikkat çeken bir nokta, hızlı şehirleşmenin sonucu ve yurt dışına işçi göçü olmasından dolayı “tamamlanmamış aile” ile çekirdekleşen aile tipinin ortaya çıkmasıdır. Fındıkoğlu C. Zimmerman’ın kullandığı “yaratıcı aile” kavramını çekirdek aile ile bir düşünmektedir. Kırsal alandaki geniş aile’nin işlevsel bakımdan ayrılması sonucu aile üyelerinin bir bölümünün tarım ve hayvancılıkla uğraşmaya devam etmesi, diğerlerinin şehirde sanayi ve hizmet sektöründe ücretli olması veya kendi işini kurması görülmektedir.

Bunun gibi yine bazı ailelerin bir parçası yurt dışında bulunmaktadır. Bu ailelerin üyeleri arasında dayanışma ve işbirliği sürmekte, şehirden veya yurtdışından kıra araç, gereç, yedek parça, karşılığında şehre yada yurtdışına ise gıda maddeleri yada görece ucuz diğer maddeler gönderilmektedir. Bu durum aile bütçesine görünmeyen gelir kalemlerini ilave etmekte ve (mevcut sosyo-ekonomik dayanışma ve bütçe başarısı) aile üzerine araştırma yapan batılı bilim adamlarını düşündürtmektedir (Erkal, 1995: 62).

 

Gül, Gülbahar, (2004), “Aile ve Evlilik Kurumu”, Evlilik Okulu, Remzi Kitabevi, İstanbul.

Ozankaya, Özer, (1995), a.g.e.

Erkal, (1995), a.g.e.

Özellikle vurgulanması gereken manevi kültür unsuru olarak yardımlaşma ve dayanışmanın parçalanan aile yapılarında bile ailenin bütünlüğüne ve maddi unsurlarına olan büyük katkısıdır. Yani şekil ve tip yönüyle dışardan aile nasıl görünürse görünsün kültür unsurunun katkısıyla birlikte görüntünün olumsuzluğuna rağmen içindeki dönüşüm ve hareketliliğinin devingenliğiyle apayrı bir yapının ortaya çıkmış olmasıdır. Bu ise genelde Doğu özelde ise Türk kültür yapısının bireye ve topluma kazandırdığı apayrı bir sosyo-kültürel yapının olumlu bir katkısıdır.

Diğer taraftan karı koca ve bir de çocuk yetecektir anlayışı artık, küçük hücre tipi evlerden kurulu evciklerde batı tipi tarzı ve yaşamı getirmektedir. Yeni toplumsal yapının tüketim öngörüsü, birimler ne kadar küçülürse kar ve kazanç o kadar fazla büyüyecektir. Her ayrı ve yeni birim hücre ev açılışının fazlalaşması, üreticinin elindeki mal ve eşyanın daha çok değer ve para ifade etmesi anlamına gelmektedir. Zira ekonomideki arz-talep dengesi arz lehine çok daha fazla şişerek gelişme gösterecektir.

Böyle bir aile tipi bireyci, hazcı (hedonist), ben merkezci, bütünleşmeci ve toplumsalcılıktan uzak bir yapıdır. Bu durum batı zihniyet ve kültürü için ne kadar normal ve doğal bir sosyal sistem oluşturuyorsa; çözülme sürecine adım atan, Türkiye gibi doğu kültürü normlarının hala yüksek değer ifade etmekte olan geleneksel ataerkil toplum yapısında da (Kandiyoti, 1997: 16) ilişki örgüsünde anomileşme olarak kendini gösteren bir olgu haline gelecektir.

 Geçiş Ailesi:

Geçiş ailesi, toprağa bağlı üretimden endüstrileşmiş bir üretime doğru hızlı bir geçisin olduğu, nüfusun hızla arttığı, toplumsal yapı, hayat tarzı ve kavramların hızla değiştiği toplumlarda oluşan bir aile tipidir.

Bu aileler hızlı değişim geçiren bizim gibi ülkelerde yaygınlıkla görülebilmektedir (Gül, 2004; 16). Toplumsal normlar; toplumsalcı işbirliğinden çıkarcı bireyciliğe, diğergamlıktan ben merkezciliğe, dayanışmacı-paylaşımcı hürriyetten, kişisel özgürlükçülüğe doğru hızla değişmektedir. Tarımın ve buna bağlı üretim gücünün ve arazinin yetersizliği, göç, sanayileşme ve şehirleşme vb. unsurlar bu durumun hazırlayıcı sebepleridir.

 

Kandiyoti, (1997), a.g.e.

Gül, (2004), a.g.e.

Geçiş ailesi geniş ailenin hakim olduğu toplum da çekirdek aileye doğru geçen bir yapıya doğru gitmenin gerçekleştiği geçiş dönemi ailesidir. Aslında devletin müdahale ve kontrol edebildiği bu dönemde tavsiye edilen ve güçlü yönlendirmelerin olduğu örnek aile tipi çekirdek ailedir.

Özellikle büyük şehirler dışında modern çekirdek ailenin değil, daha çok geniş ailenin işlevi sürdürülebilmektedir. Hala batılı çekirdek aileye geçilemeyişin izahı, doğu normatif değerler sisteminden kopulmamasında aranmalı ve işlev olarak “bütünleşmeci aile” özelliklerinin devam edebildiği, sonucuna varılmalıdır.

Öngörülen çekirdek aile modeli, bizim gibi doğu kültürü menşeli toplumlarda, güçlü kültür normları etkisiyle,  tam anlamıyla batılı anlamda ayrıştırmacı bir olgu haline gelememiştir. Ancak diğer taraftan da arabulucu mekanizmalar üretebilen toplumsal ve normatif yapı, çözülme sürecine girmeye başlamıştır. Eğer aile kurumuna yönelik sosyo-ekonomik unsurlarla özel destekleyici mekanizmalar  oluşturulamazsa gelecekte, kültürel çözülmenin hız kazanması kolaylaşacaktır. Özellikle üzerinde durulması gereken evlilik öncesi, evlilik ve aile kurumu ile ilgili eğitim ve bilinçlendirme faaliyetlerinin artırılmasıdır.

Evlilik adayları erkek ve kadınlar, geleneksel değerlerin zayıflaması ve çekirdek aile zihniyetinin yaygınlaşması sayesinde, artık eskisi kadar ebeveyn ve akraba desteği alamamakta bunun yanında,  hem kendi isteği hem de çevreden yönelen beklenti ve telkinler iyi bir iş, ev ve araba almadan evliliği düşünmeme yolunda olmaktadır. Bu durumu kendine amaç edinen birçok orta yaş ile üstü kadın ve erkek, müzmin bekarlar olarak, bireyci etki altında kariyer ve mevkii, evlilik ve aile kurmaktan öne alarak, toplumsal statülerini yükseltmek eğilimindedirler. Oysa Türk kültürünün derunilik ifade eden mana yapısının sonucu, eskiden beri algısal telkin, bütünleştirici telkinler olmuştur.

Genç kuşağın eğitimli ve kariyer peşindeki  kadın ve erkeğinin evliliklerini geciktirmeleri, geleneksel geniş aile kültüründen ve dolayısıyla ebeveyn ve akraba bağlılığından uzaklaşmaya başlanmasıyla birlikte, birçok aile dışı ilişki yaşanmasına neden olan ve bunun sapkın ilişkilere kadar giden bir süreci olağanlaştırmasıyla, aile ve evlilik kurumunun dejenerasyonu da gerçekleşmektedir.

Dolayısıyla geçiş ailesini sadece durgun bir form olarak görmemelidir. Ailenin daha çok kültürel yapısının değişimiyle birlikte kasaba ve şehir arasında kalan olumsuz yönde değişerek gerçekleşen dejenerasyon, geçiş ailesi aşamasında belirgin olarak ortaya çıkmaktadır. Türk toplumunun değişmeye başlayan kültür ve zihniyet yapısı, insanın eşyaya bakışındaki mana yönünü ihmal etmesine yol açmıştır.

Bütünlükçü (Bütünleşmeci) Aile

Z. F. Fındıkoğlu, C. C. Zimmerman’ın kullandığı “yaratıcı aile” kavramını çekirdek aile ile bir düşünmektedir. Türk Ailesinin kendine has işlevsel yapısı düşünüldüğünde, bütünlükçü yada bütünleşmeci aile tipi olarak, toplumsal yapıda ailenin, hala etkin dayanışmacı-yardımlaşmacı işlevler üstlenmesi nedeniyle, işlevsel bir tipleştirme yapılmalıdır.

Amiran Kurtkan Bilgiseven sosyolojisinde, Türk ailesinin bu tür bütünleşmeci özelliklerinin, toplumun kültür ve zihniyet ilişkisinin etkisi altında şekillendiğini, ifade edegelmiştir. Türk kültürünün ise asli ve başat unsuru, İslam dinidir.

O’nun belirttiği kültürün mahiyeti ve topluma etkisi, sanayileşmenin sosyal temellerini ele aldığı makalesinden, örneklenebilir. “Madde ve mana hedeflerini dengelemek, fert ve cemiyet menfaatlerini uzlaştırmak suretiyle ulaşılacak manalı bütünlüğü cemiyete kazandırabilme hedefi İslami bir prensip idi…Cumhuriyet devrinde, (Osmanlıdan beri süregelen)…kendi kültür değerlerimizi yitirsek” de (Kurtkan, 1993: 7), bütünleşmeci aile yapısı ve işlevi devam edebilmektedir. Bunun önemli nedeni ise, kültürümüzün batı kültür ve zihniyetinden bütünüyle farklı öz ve içerik taşımasıdır.    

Aile yapılarının ve ilişkiler sisteminin batı toplumlarıyla farklılaşan, ayrı işlevsel özellikleri sonucu; bütünleşmeci ve özgürleşmeci aile ayrımı yapılabilir. Böyle bir tipleştirmede bütünlükçü / bütünleşmeci aile adlandırması, Türk toplum yapısını daha kapsamlı ifade edebilecektir. Kısaca, şekil ve form yönüyle çekirdek aile tipi isimlendirmesi, toplum yapısının işlevselliği yönüyle eksik kalmakta, işlev yönüyle bütünleşmeci yada bütünlükçü aile, kavram olarak da zihniyet ve kültür yapısına, uygun düşmektedir.

Türkiye çapında örneklem alınarak TÜİK’in 2006’da yaptığı geniş kapsamlı hane halkı araştırmasına göre (TÜİK, 2006), toplumun % 80.7 çekirdek aile, % 13 geniş aile, % 6 ise tek kişilik aile’den oluşmaktadır. Bu sonuçlara göre, toplumsal aile tipi, çoğunlukla çekirdek ailelerden meydana gelmektedir. Fakat bu durum, batılı anlamda işlevsel bakımdan çekirdek aile işleyişini tam olarak, gerçekleştirmemektedir.

Kurtkan Amiran, (1993), “Sağlıklı Sanayileşmenin Sosyal Temelleri”, Sosyoloji Konferansları 24, İ.Ü.Yayınları, İstanbul.

 

Türk toplum yapısında ailenin değerlendirilmesi durumunda, hanelerin yerleşim özelliklerine göre, çekirdek-geniş-geçiş vb. her ne şekilde adlandırılırsa adlandırılsın, işlevsel bakımdan, bütünleşmeci aile özellikleri taşıdığı görülecektir.

Ferdin sosyalleşmesinde, topluma mensup olma duygusunun kazanılmasında aile ferdi yoğuran, şekillendiren ilk sosyal muhittir. Aile müessesesi içinde fert bazı davranış şekillerini ve toplumla ilgili temel normları kazanır (Erkal, 1995: 72).

Sosyalleşmenin en açık özelliklerinden birisi ferdin kendi dışındaki diğer fertlerle ve sosyal gruplarla dayanışma ve işbirliği içine girebilmesidir. Eğer bir kimse bu duygulardan yoksunsa; o kimsede patolojik hal söz konusudur (Erkal, 1995: 72). Bu durum toplumlar bakımından da aynıdır. Dayanışma ve işbirliği duygusunun belirgin eksikliği, toplumsal bunalımın üst seviyede olduğu batı toplumu, özellikle Amerika toplumunda görülen, bireyci aileyi ortaya çıkarmaktadır. Bütünleşmeci ailenin temel işlevlerinden farklı işlevlere sahip batı ailesi buna göre, özgürleşmeci/ bireyci aile olarak tanımlanabilir. 

Geleneksel Türk ailesinin batı toplumlarından farklı, karakteristik toplumsal özelliklerinin bulunduğu bilinmektedir. Bu yapı toplumsal yapıda varolan yoğun batı ve modern araçların etkisine rağmen, halen devam edebilmektedir. Bununla ilgili olarak yapılan araştırmalarda ‘Türk ailesi karşılıklı saygının, dayanışma ve bağlılığın, maddi ve manevi fedakarlığın en yüksek seviyeye ulaştığı aile tipi olarak kabul edilmektedir.

Hızlı şehirleşme ve sanayileşmenin bu yapıya olumsuz etkisine rağmen, Türkiye’de çekirdek aile yapısı, batı ülkelerinden farklıdır. Çünkü toplumumuzda akrabalar arası bağ, ilişki ve yakınlık kopmamakta aksine varlığını devam ettirmektedir (DPT, 1989).

Bütünleşmeci yada bütünlükçü aile yapısı kapalı toplum yapısına sahip olan Manisa/ Demirci araştırmasında (Yılmazçoban, 2008 ) halen etkin şekilde, kendini gösterdiği gözlemlenmiştir. Kendi ana-babasından ayrı hanelerde ev kuran birçok yeni aile, çocukların bakımı ve eğitimi vb. nedenlerle ebeveyninden destek almaktadır. Aile ve akrabalar yakın sokak yada mahallelerde oturmakta ve aralarındaki ilişki örgüsü, dayanışma ve yardımlaşmalar

Erkal, (1995), a.g.e.

Erkal, (1995), a.g.e.

DTP, (1989), Türk Aile Yapısı Araştırması, DTP Yayını, Ankara.

Yılmazçoban, (2008), a.g.e.

güçlülüğünü korumaktadır. İçli dışlı ilişki örgüsü ve aile arasında bütünleşmeci yapı, çevre yörelerde yerleşik olan aileler arasında da, geçerliliğini korumaktadır. Türk toplumunda uzak şehirlerde yerleşik ikinci kuşak aileler, zaman zaman ebeveynlerden destek alabilmektedir.

Avrupa ve Amerika’da ise, 3. endüstri devrimiyle birlikte, kadının iş dünyasına katılması, aileden uzaklaşmasına ve köklü değişiklikler yaşanmasına neden olmuştur. 1950’lerde İngiltere’de kadınların  %10-15’i çalışmaktaydı; 1991’de hemen hemen üçte ikisi yarım zamanlı olmak üzere çoğu kadın çalışmaktaydı. 1960’lardan beri Fransa’da kadının iş gücüne güçlü bir dönüşü yaşanmaktadır. 1986’da kadınların %44.6’sı çalışmaktadır. Bu aile yaşamını pek çok yönden etkileyen bir değişimdir (Goody, 2004:191).

Batı toplumunda, endüstri devrimiyle birlikte modernleşme ve sekülerleşme hareketleri ile ortaya çıkan zihniyet; tek başına anneler, özgürlükçü ve çalışan kadınlar, parçalanmış aileler, yalnız ebeveyn ve çocuklar, evin ve ailenin bölünerek küçülmesi, sadece karı kocadan oluşan çocuksuz aileler, tecavüz, sapık cinsel tercihler ve boşanmanın normalliği ile sıradanlığı gibi olguları üretmiştir.

Diğer taraftan Batı ailesinde; "Hayatımın erkeğini/ kadınını arıyorum" anlayışı ile evlilik öncesi ve sonrasında, özgür seçimiyle arkadaşlık ilişkisine yönelen kültür ve zihniyet sonucu, giderek güçlenen bireyci tutum, aileyi etkilemiştir. Batıda aile özgürlükçü ve bireyci bir işlev kazanmıştır.

Avrupa ve Amerika’da yalnız yaşayan haneler hızla çoğalmaktadır. “1950 yılında Batı Avrupa ve Amerika’da nüfusun sadece % 3’ü yalnız yaşayanlardan oluşuyordu. U. S. Census Bureau’nun (ABD Nüfus Sayımı Bürosu) son rakamlarına göre, evli çiftlerin oranı 1950’lerde yaklaşık % 80 iken, günümüzde % 50’lerin altına düşmüş durumda…2010’da yalnız yaşayanların oranının,  % 30 olacağı belirtiliyor. Social Trends (Sosyal Trendler) araştırma şirketinin tahminlerine göre 2020 yılında Avrupa’da bulunan hanelerin % 40’ını yalnızlar oluşturacak” (Yeni Aktüel, 2006).

Batı ülkeleri günümüzde, büyükanne ile büyükbabaların hem evlilik, hem de bu evlilikten doğan çocukların üzerindeki etkilerinin artırılması için, aile büyüklerinin çocuklarına yakın yerlerde yaşamalarını teşvik etmektedir.

 

Goody, Jack, (2004), Avrupa’ da Aile, Çev., Serpil Arısoy, Literatür Yayıncılık, İstanbul.

Yeni Aktüel, Sayı:17 Ağustos 2006, İstanbul.

Geleneksel Türk toplum yapısında “sevgi” duygusu, evlilikle birlikte gelişmektedir. “Evlilikte keramet vardır” anlayışı günümüzde de, yerleşiktir. Aile kurumu, modernist etkilerden etkilense de, kuşaklar arası dayanışma ve yardımlaşmanın sürmesiyle, evlilik sonrasında da bütünleşmeci yapısını korumaktadır.

Bu nedenlerle kapitalizmin tüketim birimi olarak gördüğü, çekirdek aile yapısı ve açıklama girişimleri, geleneksel Türk ailesini tam anlamıyla, ortaya koyamamaktadır. Ailenin işlevsel özellikleri dikkate alınarak yapılan analizlerde, Türk ailesinin Batı toplumundan farklı olarak bütünlükçü yapı içinde olduğu görülmektedir. Aileyi, hanelerin yerleşim özelliklerine göre sınıflayarak, çekirdek ailelerden oluşmuş bir Türk toplum yapısından söz etmek, kapsamlı bir açıklama değildir. Bu tür tipleştirmeler toplumun, Batı toplumundan farklı işlevlerini, dikkate almamaktadır. Dolayısıyla Türk ailesi Batı kültür ve zihniyeti etkisinde oluşan sınıflamalarla, değerlendirilmemelidir.    

 

KISA ÖZGEÇMİŞ:

 

Sakarya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü: “Toplumsal Bütünleşme Bakımından Erdoğdu ve Balballı Karşılaştırmalı Araştırması”, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, 1996.

 

“Flört ve Görücü Usulü Evliliklerde Psikososyal Özelliklerin Etkisi”, Yayınlanmamış Doktora Tezi, 2008.

 

C.B.Ü. de 13 yıl süreyle Araştırma Görevlisi kadrosunda görev yapmıştır. Toplumsal sorumluluk almak üzere, “farkındalık ilişkisi” ve “farkındalık bilinci” konularında, seminer ve konferans çalışmaları yapmaktadır. Aynı zamanda yeni kurulan Beyaz Kalpler Dayanışma, Yardımlaşma, Eğitim ve Kültür Derneği Başkanlığını sürdürmektedir.

0533 373 81 23



2298 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

GERÇEK AŞK NEDİR? - 19/07/2011
GERÇEK AŞK NEDİR?